KATAR DOHA SEYAHATİ ve BLUETOOTH AŞKLARI

Katar eskiden beri ilgimi çeken, fakat gezme fırstımın olmadığı bir ülkedir.Saffet Emre TONGUÇ'un Katar izlenimlerini okuyunca doğrusu merakım iyice arttı, özellikle bluetooth kullanımı kısmı ve bu izlenimleri sizlerle paylaşmak istedim.

 Şikago ya da Şanghay’ı hatırlatan gökdelenler, geleneksel bir yaşamın hüküm sürdüğü ara sokaklar, denizin üzerine inşa edilmiş şehir Pearl Qatar, muhteşem İslam Eserleri Müzesi, Doha Film Festivali, ünlü tenisçilerin raket salladığı turnuvalar, yabancı üniversitelerin kampüslerine kucak açmış Eğitim Şehri Projesi, görkemli evler, Venedik’teki gibi kanallarla süslenmiş alışveriş merkezleri, El Cezire Televizyonu, denizin kenarındaki çölde yapılan safari Katar’da beni şaşırtanlardan bazılarıydı.

BODRUMLU HEREDOT 2500 YIL ÖNCE YAZMIŞ

Katar gittiğim 108’inci ülke oldu. Gördükten sonra bu kadar sona bıraktığıma üzüldüm. Gerçekten çok daha başlarda ziyaret edilmeyi haketmiş. Katar Emiri Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ve eşi Mozah Bint Nasır El Missned ülkeyi bambaşka bir lige taşımış. Vizyonları Katar’ı Körfez’in incisi haline getirmiş.
Dünyada Lihtenştayn’dan sonra en yüksek milli gelire sahip ikinci ülke olan Katar hakkındaki ilk yazılı belge, MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan, Bodrumlu Heredot’a ait. Katar tarihinde fazla bir renk yok, yüzyıllarca fakir bir ülke olmuş. 16. yüzyılda Osmanlılar ele geçirip dört yüzyıl egemenlik sürmüş. Bedevi El Tani ailesi ise 18. yüzyılın ortalarında Katar’a gelip yerleşik düzene geçmiş. Ülkede özellikle balıkçılık ve inci ticareti ile uğraşmışlar. I. Dünya Savaşı sırasında, Şeyh Abdullah döneminde Osmanlı yönetimi sona ermiş. İngilizler kendilerinin izni olmadan başka yabancı güçlerle ilişkiye girmeme sözü karşılığında Katar’ın hamiliğini üstlenmiş. Bu süreç 3 Eylül 1971’deki özgürlük ilanına kadar devam etmiş. 3 Eylül Katarlılar için önemli bir tarih. Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı inci ticareti 1930’larda değerini yitirince yoksulluk almış başını yürümüş. Petrolün bulunması ise Katar’ın makûs talihini değiştirmiş.

KADINLARA OY HAKKI VERİLDİ

1995’te babasını kansız bir darbeyle deviren Emir Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ülkede çok seviliyor. Kadınlara otomobil kullanma ve oy verme hakkı tanımış. Demokrasi yolunda önemli adımlar atılmış. 2003’teki referandumla nüfusun yüzde 96.6’sı yeni anayasaya “evet” demiş. Ama Katar’da hâlâ politik bir parti yok, monarşi devam ediyor. Emir aynı zamanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı. Dünyanın en büyük üçüncü doğal gaz rezervine sahip Katar’da son /_np/4741/9434741.jpgyıllarda kaydedilen gelişmeler inanılmaz. Ülke nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Doha’nın silueti gökdelenlerle değişmeye başlamış. Her taraf inşaat dolu, hummalı faaliyet 24 saat devam ediyor. West Bay Lagoon’da, aynı Dubai’deki Palmiye misali denizi doldurup Pearl Qatar isimli inanılmaz bir yerleşim yaratmışlar. Burada her şey çok lüks, en bilindik markaların mağazaları ve marinalardaki görkemli yatlar dikkat çekiyor. Emirin başarısının arkasındaki kişi ise eşi. Şeyha diye geçen Mozah Bint Nasır El Missned’in internet sitesine (www.mozahbintnasser.qa) bir göz atın. Arap kadından ziyade Hollywood yıldızlarına benziyor. Onun modern, Batılı görünümü ülkedeki kadınlara da örnek olmuş.

2.5 YILDIR KATAR’DA YAŞAYAN ŞAFAK GÜVENÇ TAVSİYE ETTİ

Gece hayatının merkezi Crystal Lounge, en iyi restoran Il Teatro


Şafak Güvenç, Katar’ın en güzel otellerinden W’nun genel müdürü. İsviçre’de okuyan, New York ve Kahire’deki önemli otellerde çalışan Güvenç, 2007 Martı’ndan bu yana Doha’da yaşıyor. Katar izlenimlerini ve 2.5 yıllık tecrübesinden yararlanıp gezginlere önerilerini sordum. Güvenç, Katar’ın en çok dinamizminden etkilendiğini söylüyor. Bunun nedeni çok farklı kültürlerin Katar’da birbiriyle kaynaşması. Özel bir üniversite şehri kuracak kadar eğitime önem veriliyormuş. Hatta yakında bir kültür köyü açılacakmış. İslam Eserleri Müzesi’ndeki iddialı koleksiyonu mutlaka görmenizi tavsiye ediyor. Doha’daki en iyi otel ve restoranları ise şöyle sıralıyor: “W, Four Seasons, Sharq Village, Hyatt iyi oteller arasında. Restoran olarak Spice Market, Il Teatro, Al Dana, Al Bandar, Tajine ve Bice’yi tavsiye ederim. Gece hayatının merkezi ise Crystal Lounge.”

DOHA Dhow’la körfezi gezin, çölde safariye çıkın

Doha Körfezi, İzmir Körfezi gibi şehri ikiye ayırmış. Ortasındaki bölüm yürüyüş yolu. Bir tarafı gökdelenlerle bezenmiş, adeta bir Avrupa şehri, diğer taraf ise yakın tarihin sıradan binalarıyla dolu. Modern kısımda beş yıldızlı oteller, uluslararası şirketlerin merkezleri ve büyükelçilikler bulunuyor. İki yerleşim arasında ise Korniş dedikleri, sekiz kilometrelik sahil şeridi var. /_np/4742/9434742.jpg

Doha’nın tarihi bölgesi vasat bir yerleşim. Şehrin iki yüzü taban tabana zıt. Eski kısımda en ilginç yer Souq Waqif dedikleri kapalı çarşı. Burası oryantalistlerin anlattığı, resmettiği görünümdeki kişilerle dolu, geleneksel yapı korunmuş. Çarşı etrafında ilginç bir hayvan pazarı var, yan sokaklarında da otantik restoranlar ve nargile keyfi yapabileceğiniz kafeler. Eski Doha’nın yeni yüzü olan ve deniz üzerine inşa edilmiş İslam Eserleri Müzesi tam bir mimari harikası. İçindeki eserler az ama öz, sergileme ise olağanüstü. Osmanlı’dan çok sayıda eser müzeyi süslüyor. İznik çinileri, halılar, yazı setleri bizden izlerin bazıları. Giriş ücretsiz. Bu müzeyi gördükten sonra İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi öyle sıradan kalıyor ki... Eski Doha’da göreceğiniz bir başka güzel müze, eski bir saraydaki Ulusal Müze.

ÇÖL SAFARİSİ DENİZDE BİTİYOR

Size tavsiyem, Dhow adı verilen geleneksel teknelerle Doha Körfezi’nde tur atmanız. Dhow’lar İstanbul’un Boğaziçi’ndeki dolmuş motorları gibi. Sizi eski ve yeni Doha arasında yolculuğa çıkarıyor. Körfezin tam ortasına gelince iki tarafa da bakın, Katar’ın kat ettiği inanılmaz yolu göreceksiniz. Alışverişe meraklıysanız City Center Doha ve Landmark büyük alışveriş merkezleri ama en görkemlisi Villaggio. İçine kanallar yapıp gondol koymuşlar. Gondollarla dolaşırken vitrinleri seyretmeye ne dersiniz?

Küçük bir ülke olan Katar’da yapılacak en güzel etkinliklerden biri de çölde safari. Doha’dan karayoluyla bir saatte ulaşabileceğiniz çöl bu iş için ideal. Dört çeker araçlarla kumun üzerinde adeta akrobasi yapıyorlar. Sonunda da denizin kenarında duruluyor ve kendinizi sulara atıyorsunuz. Körfez’de bir yarımada ülkesi olan Katar’ın Suudi Arabistan’la 60 kilometrelik bir sınırı var. Suudilerle ilişkileri iyi, İran, İsrail ve Batı dünyası ile de bağlantıları sağlam. Turistlere karşı hoşgörülüler. Arap ülkesi olmasına rağmen basın son derece özgür, baskı yok. Doha’dan yayın yapan El Cezire televizyonunun bu kadar güvenilir olmasının sebebi de bu. Etrafta Katarlı görmek çok zor. Onlar azınlık konumunda. 900 bin kişilik nüfusun sadece üçte biri Katarlı. Her taraf yabancı kaynıyor. Pakistanlı, Hintli, Filipinliler sokakları doldurmuş. Yabancılar her işi yapıyor, Katarlılar da yüksek duvarlı villalarında hayatın tadını çıkarıyor. İşsizlik oranını merak ediyorsanız sadece yüzde 0.4!

ÇÖPÇATAN BLUETOOTH

Ülkede modern kadınlar da görüyorsunuz ama çoğu peçenin ardına gizlenmiş, gözleri bile örtülü. Kadın erkek ilişkilerini merak edip sorduğumda modern teknolojiyi kullandıklarını söylediler. Tanışmak için bir alışveriş merkezine gidiyorsunuz, restoran ya da kafeye oturuyorsunuz, kendinize uygun bir rumuz belirleyip Bluetooth’unuzu açıyorsunuz. Sonra mesajlaşmalar başlıyor. Adeta oyun gibi! Size mesajı göndereni bulmaya çalışıyorsunuz. Sonra telefonla sohbet, ardından kaçamak buluşmalar başlıyor. Issız sokaklarda yan yana gelen siyah camlı otomobiller, araç arası transferler derken, belki de mutlu sona ulaşılıyor. İşin ilginç yanı daha sonra gittiğim Bahreyn’de de durumun aynı olmasıydı. Konuştuğum bir Türk, Türk olmanın avantajlarından bahsetti. Bizi Batılı Müslümanlar olarak gördükleri için Türk olduğunuzu belirten bir rumuz seçtiğinizde mesajlar yağmaya başlıyormuş! Diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Katar’da da Türk dizilerine büyük ilgi var. Ben Doha Film Festivali zamanı Katar’deyken
Gümüş dizisinde oynayan Kıvanç Tatlıtuğ da oradaydı. Resminin basılı olduğu tişörtler dükkânlarda satılıyordu. Aşk-ı Memnu dizisinin ülke televizyonlarına gelmesi sabırsızlıkla bekleniyor. Türkiye’de oynayan bölümleri Arapça altyazılarla hemen You Tube’a konuluyor. Vahabi İslam’ın katı kurallarına rağmen Katar’da beş yıldızlı otellerin bar ve restoranlarında içki serbest, sokak arası restoranlarda ise gazoz ve meyve suyuyla idare ediyorsunuz. Türk mutfağı çok popüler, bol miktarda döner ve kebap salonu var. Ülkeye giriş için vizeyi kapıda alıyorsunuz, ücretini de kredi kartınızdan çekiyorlar!
Katar Arap dünyasının İsviçre’si olarak geçiyor, bu sıfatı da fazlasıyla hak etmiş. Listenize bir an önce koyun, pişman olmayacaksınız. /Hürriyet/

Yorum (yok) Yorum yaz!

MİNİ NEWYORK REHBERİ















MİNİ NEWYORK REHBERİ

Aşağıda belirttiğim yerler New York’un simgeleridir. Bu kentle ilgili tüm filmlerde, belgesellerde, anlatımlarda buraların adına rastlarsınız. Bu yerleri görme olanağını bulursanız, New York’u daha da seversiniz.
ÖZGÜRLÜK ANITI: Bir hatıra fotoğrafı siz de çektirin.
ELLIS ADASI: Göçmenlerin ilk geldiği yer. ABD tarihi burada başlıyor.
WALL STREET: New York Borsası.. Dünyanın para merkezi. 
BROOKLYN KÖPRÜSÜ: 1883’te yapılan tarihi köprü 
CHINATOWN: Çinlilerin yaşadığı bölge. Ucuz alışveriş ve lezzet burada. ?
LITTLE ITALY: Mafya filmlerindeki tipleri görmek isteyenler için. ?
SOHO: Sanatçıların ve sanat galerilerinin bölgesi. ?
GREENWICH VILLAGE: Bohemlerin ve alternatif yaşamların peşinde koşanların yeri. ? BEŞİNCİ CADDE: Ünlü mağazalar yan yana. Alışveriş cenneti. ?
EMPIRE STATE BUILDING: Dünyanın ilk ve en yüksek gökdelenlerinden biri.
BROADWAY: Tiyatro, gösteri, caz, bar. Kentin renkli geceleri burada.
CENTRAL PARK: Gece değil, gündüz gezin.
TIMES SQUARE: Seks kokulu dükkanlar, mekanlar, hediyelik eşyalar, restoranlar.
HARLEM: Siyahların dünya başkenti. 
METROPOLITAN MÜZESİ: Sanat şaheserlerinin asılları tam karşınızda olacak. 
MODERN SANATLAR MÜZESİ: Sergileri kaçırmayın.
GUGGENHEIM MÜZESİ: Dikkat; perşembe günleri kapalı. ?
FRANK: Sokakta satılan sosisli sandviç. Tatmadan dönmeyin. ?
BLUE NOTE: En güzel caz konserleri.. Rezervasyon şart. ?
BLOOMINGDALE: Alışveriş merkezi. Ne ararsan var./Mehmet YAŞİN/HÜRRİYET/

Yorum (yok) Yorum yaz!

SONBAHAR YÜRÜYÜŞLERİ İÇİN BEŞ GÜZERGAH TAVSİYESİ














ABANT GÖLÜ / BOLU

Çevresi yedi kilometre

Abant Gölü, Bolu’ya yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta. Abant Dağları üzerindeki kaymalarla oluşmuş.Deniz seviyesinden 1328 metre yüksekte, yüzeyi 1.2 kilometrekare. Küçük akarsularla besleniyor. Çevresindeki tepeler çam, göknar ve kayın ağaçlarıyla kaplı. Gölü çevreleyen yürüyüş yolu yaklaşık 7 kilometre. Burada 1,5 saatlik yürüyüş yapabilirsiniz. Kendi keşfedeceğiniz orman yollarını da güzergahınıza ekleyebilirsiniz. Göl çevresi ile yetinmeyip daha sıkı bir yürüyüş isterseniz Abant civarındaki yaylalar, sizin için iyi bir alternatif. Yayla yürüyüşlerinin sonunda göl manzarasını yukarıdan seyredebilirsiniz. Abant civarı özellikle sonbahar ve kar yürüyüşü için
tercih ediliyor. Göl kıyısındaki üç tesiste konaklamak mümkün.

LİKYA YOLU / MUĞLA-ANTALYA

Tüm dünyadan yürüyüşçü çekiyor

Likya Yolu, Türkiye’de ortaya çıkarılan en eski, en uzun yürüyüş yolu; dünyadaki en popüler 10 uzun yürüyüş rotası arasında. Üç bin yıl önce Likya uygarlığının kurulduğu Teke Yarımadası’ndaki patikaların bir kısmı 1999’da Kate Clow ve Terry Richardson tarafından işaretlendi, haritalandı. Kitap olarak yayımlandı. Fethiye’den Antalya’ya uzanan rotanın tümü 509 kilometre. Fethiye’den başlayıp Akdeniz’in en bakir koylarını, Toros Dağları’nın zirvelerini, Xantos, Patara, Olympos ve Phaselis gibi Likya’nın en önemli antik kentlerini geçerek Antalya’ya ulaşıyor. İlkbahar ve sonbalarda bu rotada dünyanın dört bir yanından gelen yürüyüşçülere rastalabilirsiniz. İstediğiniz etabı seçip, günübirlik yürüyüşler yapabilirsiniz. Örneğin Kaş’taki ya da Oympos’taki etaplardan başlayabilirsiniz. Parkurun tamamı kırmızı, beyaz işaretli. Likya Yolu’nun birinci bölümünde Faralya, Dodurga köyü, Sdyma, Pınara - Letoon - Xanthos kentleri ve incecik kumlarıyla eski bir liman bölgesi olan Patara yer alıyor. İkinci bölümünde Antiphellos, Apollonia, Simena, Myra, Limyra, Olympos ve Phaselis var.

KÜRE DAĞLARI / KASTAMONU

Sonbaharın tüm renkleri Küre’de

Batı Karadeniz kıyısında, Bartın’dan Sinop’a uzanan Küre Dağları’nda en popüler yürüyüş merkezi Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesi. İstanbul’a uzaklığı yaklaşık 470 kilometre. Kanyon, mağara ve şelale görme imkanı sunan bu muhteşem bölgeye gitmek için sonbahar en güzel mevsim. Yapraklar bu dönemde kızarmaya başlıyor, 20 Ekim’den itibaren de muhteşem Yaprak Dökümü manzarasında yürüyebiliyorsunuz. Küre Dağları’nın çekirdek bölgesi olarak tanımlanan bölümü, 2000 yılında milli park, ardından Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nca (WWF) Avrupa’nın öncelikli korunması gereken orman alanı ilan edildi. Küre Dağları Milli Parkı’nda yer alan bitki, memeli ve kuş türlerinin bir çoğu endemik. Mağaralar, dev kanyonlar, dolin ve çukurların gür ormanlarla birleşmesiyle oluşan doğal yapısıyla eşsiz bir alan. Küre Dağları’nda 3-4 saatlik birçok yürüyüş rotası var. Örneğin 1 saatte Ilıca Şelalesi’ne ulaşabilir, 1300 metreyi bulan derinliği ve 12 kilometre uzunluğuyla dünyanın en büyük kanyonlarından
Valla’yı görebilirsiniz. Ilgarini Mağarası da uğramanız
gereken yerlerden.

SÜLÜKLÜGÖL / SAKARYA

İki göl arası dört saat

Sülüklügöl, Akyazı’ya bağlı Dokurcun yakınlarındaki Akyokuşkavağı Köyü’nde. İstanbul’dan otomobille yaklaşık üç saat uzaklıkta. Milli park statüsündeki Sülüklügöl, 1200 irtifadaki bir set gölü. Üç asır önce, heyelanla meydana gelmiş. Göle düşen göknar, meşe gövdeleri yüzeyden seçilebiliyor. Çoğu yürüyüşçü aracını parkın girişine bırakıyor. Patika ya da dere boyundan dokuz kilometre yürüyerek, göle ulaşıyor. Dileyen, gölün kıyısına kadar aracıyla gidebiliyor. İçine alabalık bırakıldıktan sonra, gölde sülük kalmamış. Samanlı Dağları’yla Köroğlu Dağları’nın birleştiği ormanlarla kaplı bölge, doğaseverlere farklı alternatifler de sunuyor. Dağın diğer tarafında Çubuk Gölü var. Eğer bu iki gölü birden görmek istiyorsanız arada uzanan Samanlı Dağı’nı aşmanız gerekir. Yaklaşık dört saatlik bir yürüyüş diğer göle ulaşmanız için yeterli. Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerini dar sokaklarında barındıran, Taraklı ve Göynük üzerinden Çubuk Köyü’ne ulaşabilirsiniz. Bu tarihi mekanlardan geçerken fotoğraf çekebilir alışveriş yapabilirsiniz.

ERİKLİ YAYLASI / YALOVA

Yolda kestane toplayın şelalenin suyunu tadın

İstanbullu yürüyüşçülerin olağanüstü bir şansı var: Marmara’nın karşı kıyısındaki Samanlı Dağları. Yaylaları, şelalesi ve ormanlarıyla Armutlu Yarımadası’ndan başlayıp Yalova, Gölcük ve İzmit’ten Abant bölgesine kadar gidiyor bu dağ silsilesi. Dağın aşağılarında ıhlamur, meşe, çınar ağaçları, 1000’li rakımlarda çamlar görülüyor. Yalova’nın Çınarcık ilçesi yakınlarındaki Erikli, doğa turizminin ilk yöneldiği bölgelerden. Zaman içinde Erikli ve yukarısındaki Delmece Yaylası, Samanlı Dağları’nın en popüler yürüyüş parkuruna dönüştü. Bu yayla uzun patikaları, şelalesiyle yürüyüşçülere çok şey sunuyor. Parkur, Teşvikiye Köyü’nden başlıyor. Ormaniçinden geçen eğimli bir patikadan tırmanıp, Erikli’ye ulaşılıyor. Yaylanın geniş, düzlük alanı yazın mesire yeri olarak kullanılıyor. Yürüyüş sırasında bol bol kestane, ceviz ağacı göreceksiniz. Şu anda kestane mevsimi. Yere dökülmüş kuzu kestanelerini toplamak istiyorsanız, yanınızda küçük bir torba bulundurmanızda yarar var. Parkurun sonunda dere kenarından yapacağınız yürüyüşle  şelaleye ulaşabilirsiniz. İki katlı şelalede mola verip dönüşe geçebilirsiniz.Ayten SERİN/HÜRRİYET/

Yorum (yok) Yorum yaz!

<- :: Sonraki Sayfa ->