TATİL ZİRVELERİ, YAYLA GEZİLERİ, LEZZET MEKANLARI,









Kavurucu yaz sıcaklarında kentlerin, sahillerin kalabalığından kaçıp yükseklere tırmandığınızda bambaşka bir dünyayla karşılaşırsınız. Bol oksijenli, serin, yemyeşil tepelerde sadece meraklıların bildiği lezzet mekanları saklıdır. Sadece bu lezzetleri tatmak, manzarayı seyretmek için dağların yolunu tutmaya değer...

TRABZON / OF

Uzungöl’ün alabalıkları


Türkiye’nin en kısa adlı ilçesi Of, Trabzon’la Rize arasında. Uzungöl’e gitmek için sahil yolunu işte burada terk edeceksiniz. Dernekpazarı, Çaykara derken ırmakla kolkola giden yol sizi ıssız tepelere doğru götürecek. Suyun çağlamasından başka ses duyulmaz bu yolda. Hele karlar erimeye başlamışsa veya yağmur deli deli yağmışsa ırmağın sesi insanı ürkütür. Köpük köpük yanınızdan akar gider. Yol döner dolaşır zirveye tırmanır. Önce karşınıza iki minareli beyaz bir cami, ardından da tüm güzelliği ile Uzungöl çıkar. Burası Karadeniz’in en pitoresk köşelerinden biridir. Gölü ilk gören önce şaşırır, sonra fotoğraf makinesini doğrultup deklanşöre üst üste basmaya başlar. Gölün güzelliğine alışınca insanın karnı acıkır. Çünkü katışıksız temiz hava insanın iştahını kamçılar. Etraftaki birkaç lokantada, çeveredeki soğuk sularda büyüyen alabalıklar sizi beklemektedir. Tereyağında nar gibi kızaran bu balıkların tadına doyum olmaz. Eğer canınız balık yemek istemiyorsa yöre yemeklerinin de tadına bakmanız mümkün. Kuymak, hamsili ekmek, turşu kavurması, karalahana sarması, hamsili pilav, çeşit çeşit turşular, en sonunda da laz böreği. Hem muhteşem bir manzara, hem lezzetli yemekler için bunca yolu göze alınır.

İZMİR / TİRE

Kaplan Restoran’da ot yemekleri


Tire’ye yolunuz düşerse, üşenmeyin Tire’nin sırtını dayadığı dağa tırmanın. Beş kilometrelik yol biraz virajlıdır ama, sonunda ulaşacağınız lezzet durağı için bu kadar zahmet değer. Yükseldikçe Tire ayaklarınızın altına serilir. Baharda yolun kıyısı bel hizasında papatyalarla süslenir. Kaplan Köyü’nde, ormanların içindeki restoranı Hürmüz ve Lütfi çifti çalıştırır. Hürmüz’ün otlarla yaptığı zeytinyağlıların tadı bütün Ege’de bilinir. Hafta sonları İzmir’den akın akın damağına düşkünler gelir. Yenir, içilir, sohbet edilir. Otların bir bölümü restoranın çevresindeki ormanlardan toplanır. Bir bölümü de salı ve cuma günleri kurulan Tire pazarından alınır. Lütfi’yi bütün ot toplayan köylü kadınları tanır, en taze otlarını ona satar. Otları Hürmüz bir ziyafete dönüştürür: Kuzukulağı çorbası, ot kavurması, radika, hardal cücüğü, sarmaşıklı ve kuşkonmazlı kavurma, kabak çiçeği dolması, melengeç, Tire köftesi, otlu bazlama... Yemeklerine doyum olmaz. Kaplan Restoran’ın manzarası da muhteşemdir. Küçük Menderes Ovası göz alabildiğine uzanır. Kuşadası’nın üstünden batan güneş, tüm dağları ve yeşil ovayı turuncuya boyar. Karanlık çökünce ova bir deniz gibi görünür. Tüm bu güzellikleri seyretmek ve lezzetli yemekler yemek için dağın tepesine tırmanmaya değer.

BOLU / KARTALKAYA - Baysal’da keşli taze erişte

Bu mevsimde Kartalkaya’da karlar erimiştir. Bir sessizlik basmıştır her yanı. Dağın tadını çıkarmanın tam zamanıdır. Sarıalan’daki Tatlar Yaylası, zirveye 8 kilometre kala karşınıza çıkar. Kendi halinde bir yayladır. Serinliği bu mevsimde bile insanı ürpertir. Hele geceleri yorgansız yatılmaz. Eğer sessiz bir hafta sonunu, yürüyerek, kuşların sesini dinleyerek, temiz hava soluyarak ve lezzetli yemekler yiyerek geçirmek istiyorsanız, dağın zirvesine doğru tırmanmanız gerekecek. Merak etmeyin bu mevsimde yollarda kar yoktur!

Sarıalan’a gelince, yolun kıyısındaki Baysal Motel’i görmemenize imkan yok. Burada bahçeye kurulan masada, bir yandan dağın sessizliğini dinlerken bir yandan da yemeğinizi sipariş edebilirsiniz. Önerilerim: Keşli, cevizli ev eriştesi, bahçeden toplanan malzemeyle yapılmış salata, manda peyniri, manda yoğurdu, sıcak köy ekmeği ve yemeğin üstüne karşı tepeden toplanmış küçük dağ çilekleri. Kurutulmuş yoğurta keş adı verilir. Dövülmüş cevizlerle rendelenmiş keş, manda tereyağında kızartıldıktan sonra, kıvamında pişirilmiş eriştenin üstüne dökülüyor. Ortaya tarifi imkansız bir lezzet çıkıyor.

BURSA

Uludağ’da yaz ziyafeti


Kışın bembeyaz örtüyle kaplanan Uludağ, yazın allı yeşilli renklere bürünür. Kentin sıcağından bunalanların sığınağıdır. Yol çok güzeldir. Evler bitince sağlı sollu ormanlar başlar. Ulu sedir ağaçları tüm güzellikleri ile karşınıza çıkar. Ormanlardan kopup gelen serinlik sizi ürpertir. Zirvedeki kayak pistlerine giden telesiyejler, çiçeklerle süslü çimenlerin üstünde tembelliğin tadını çıkartmaktadır. Çevredeki yaylalarda "Kendin pişir kendin ye" lokantaları size lezzetli etler sunmak için mangalları çoktan yakmıştır. Burada ızgaraların üstüne dizilen kuzu pirzolaları çiçek kokar adeta. Çeşmelerden akan buz gibi su, tüm hararetinizi alır götürür. Rüzgarın sesi, ormanda dalga sesine dönüşüp sizi şaşırtır. Birden zirveyi unutup, deniz kıyısında olduğunuz hissine kapılırsınız. Uludağ’ın zirvesi biraz uzaktır ama dağın yazlık yüzünü görmek, lezzetli yemekler yemek için bu zahmete katlanmaya değer.

TRABZON / MAÇKA

Hamsiköy’ün sütlacı


Trabzon’dan Zigana Geçidi’ne tırmanan Erzurum otoyolunu kime sorsanız size gösterir. Gözünüz korkmasın, oldukça geniş, asfalt bir yoldur burası. Zirveye doğru, yolun sol tarafında sıra sıra kulübelerin sıralandığını görürsünüz. Otoyolun 48’inci kilometresinde, yaklaşık 1300 metre irtifadaki bu kulübelerin kiminde Hamsiköy’ün ekmeği, kiminde yine Hamsiköy’ün meşhur sütlacı satılır. Birwçoğunun önünde de mangallar sıralanmıştır. Burada da kendi etinizi kendiniz pişirirsiniz. Ekmek de, sütlaç da, mangalın üstüne dizdiğiniz pirzolalar da gerçekten çok lezzetlidir. Çünkü sütlaç bu yaylalarda çiçek otlayan hayvanların sütünden yapılmıştır. Pirzolalar ise yine Hamsiköy civarındaki yaylaların otlaklarında beslenen kuzulardan yapılır. Ekmeği ise zaten bu yöreden daha lezzetli yapan başka bir yer yoktur. Tüm bu lezzetlerle karnınızı doyurduktan sonra eski yoldan, çam ormanıyla çevrili Hamsiköy’ü ziyarete gidebilirsiniz. Karayolu eskiden bu köyün içinden geçerdi. O zamanlar sütlaç köyün içinde yenirdi. Yeni yol geçtikten sonra köyün boynu bükük kaldı. Hem temiz hava, hem muhteşem doğa hem de damak çatlatan bir ziyafet. Bu kadar yolu tırmanmaya değmez mi?

AMASYA

Ali Kaya’nın kebapları


Amasya iki dağın arasında nazlı nazlı akan Yeşilırmak’ın kıyısına kurulmuştur. Fotoğrafçılara çok güzel pozlar veren şirin bir kenttir. Kuşbakışı seyretmeye doyum olmaz, en güzel Çakallar Tepesi’nden görünür. Tepenin yolu döne döne yükselir. Kentin en eski lokantası Ali Kaya işte bu tepededir. Pencere kenarına oturduğunuzda kendinizi uçakta hissedebilirsiniz. Karşı tepede kentin ilk kurulduğu surlar, zirvede kale burçları, eteklerde kral mezarları, nazlı nazlı akan Yeşilırmak, onun kıyısına sıralanmış olan eski konaklar. Bir tablo seyrediyor hissine kapılabilirsiniz. İşte bu lokantanın kebapları çok lezzetlidir. Özellikle yaz başında gittiğinizde yiyeceğiniz, özel fırında pişen Tokat Kebabı insanın damağını çatlatacak kadar lezzetlidir. Patlıcan, kuzu eti, patates, sarımsak, yeşil biber ile yapılan bu kebabı yemeden Amasya’dan gitmek olmaz. Yalnız biraz dikkatli olmanız gerekir. Çünkü manzara o kadar etkileyicidir ki, siz ona dalıp giderken kebabınız soğuyabilir./HÜRRİYET/

Yorum (0)

İSVEÇ SEYAHATİ, İSVEÇE NASIL GİDİLİR,İSVEÇ MÜZELER,


1140 kalesi, 1000 Ortaçağ kilisesi, 28 milli parkı, 10 bin kilometrelik bisiklet ve doğal yürüyüş yollarıyla İsveç her çeşit turiste ilginç gelen bir ülke. Avrupa’nın beşinci büyük yüzölçümüne sahip. Neredeyse yarısı ormanlarla kaplı. İsveç denince ilk akla gelen Stockholm. Oysa, ülkenin geri kalanında o kadar güzel şehirler var ki...


GOTHENBURG (GOTEBORG)

12 gemi birleştirilmiş deniz müzesine dönüşmüş

Parkları, müzeleri ve tiyatrolarıyla dikkat çekiyor. Endüstri şehri olduğu için genelde üvey evlat muamelesi görmüş. Göta Nehri kıyısındaki şehir İskandinavya’nın en büyük limanına sahip. Şehrin ana meydanı Götaplatsen, geniş Kungsportsavenyn Caddesi’nin sonunda. Tiyatro ve müzeler burada. Şehir Müzesi’nde (Stadsmuseum) kent tarihini öğrenebilirsiniz. 12 gemiden oluşan yüzer müze Goteborg Maritime Centrum, Tradgardsföreningens Parkı, Londra’daki Kristal Saray’ın benzeri olarak 1878’de yapılan Palmiye Evi, heykelleriyle göz dolduran Sanat Müzesi (Konstmuseum), ünlü heykeltıraş Carl Milles’in Poseidon Çeşmesi kentin ziyaret edebileceğiniz diğer mekánları. Haga bölgesinde sanat galerileri ve kitapçıları gezebilir, Skansen Kronen’e çıkıp panoramik manzarayı seyredebilirsiniz. Masthuggkyrkan ahşap tavanı Viking gemisini andıran ilginç bir kilise, Slottsskogsparken ise şehrin en güzel parkları arasında. Kentin botanik bahçelerinde farklı ülkelerden 12 bin çeşit bitki bulunuyor. Liseber Lunaparkı (www.liseberg.com) İsveç’in en turistik eğlence mekánı. Alışverişe meraklıysanız, Gothenburg Garı’nın karşısındaki Nordstan AVM adeta bir şehir gibi. Önceliğiniz plajlarsa Kattegat Körfezi’ndeki Göteborgs Skargard adalarına gidin. Brannö, Styrsö ile Vargö en iyileri. Gothenburg ve Helsingborg arasında da kalesiyle bilinen Varberg isimli bir sayfiye kasabası var. Küçük Londra olarak geçen Gothenburg’da ağustosta caz festivali düzenleniyor, (www. gothenburgjazzfestival. com) kaçırmayın. Fond’da (www.fondrestaurang.com) İsveç yemeklerini, Sjömagasinet’de (Tel:775 59 20) deniz ürünlerini deneyebilirsiniz. Lounge Bar ve Club Niva geceyi sonlandırmak için iyi seçenekler.

MALMÖ

Müzeleriyle ünlü


Kopenhag’ın tam karşısındaki, 2000 yılında açılan görkemli Oresund Köprüsü’nden geçerek gidebileceğiniz Malmö, 1658’e kadar Danimarka’ya aitmiş. Nüfus 300 bin bile değil ama İsveç’in üçüncü büyük kenti. Lilla Torg ve Stortorget meydanları şehrin en hareketli noktaları. Södergatan ise yayalara açık bir alışveriş caddesi. Möllevangstorget Malmö’nün açık hava pazarı ve bu kozmopolit şehirde yaşayan değişik etnik grupların restoranlarıyla dolu. 15. yüzyıldan kalma Malmöhus Kalesi içinde beş müze (www.malmo.se/museer) bulunuyor. Doğa Tarihi, Modern Sanat, Teknoloji ve Denizcilik Müzeleri, Kumandan Evi ve Akvaryum aynı çatı altında yer alıyor. Form Design Center (www.formdesigncenter.se), tasarımda uzman İsveçlilerin eserlerini sergiliyor. Malmö’den trenle 35 dakikada Kopenhag’a, 4,5 saatte de Stockholm’e ulaşabilirsiniz. Master Johan (www.masterjohan.se) şık bir butik otel, restoranıyla dikkat çeken Elite Hotel Savoy (www.savoy.elite.se) ise diğer iyi bir alternatif. İsveç lezzetlerini tatmak için Belediye Binası’ndaki Radhuskallaren’i (Tel:79020) deneyebilirsiniz. Smak (Tel:505 035) yemeklerin lezzetli olduğu, uygun fiyatlı bir mekán. Saluhallen büyük bir kompleks ve farklı ülkelerin mutfaklarından örnekler sunuyor. Gece hayatı için Tempo ve Slagthuset’i deneyebilirsiniz. Malmö’ye trenle 10 dakika mesafedeki Lund çok iyi bir üniversite şehri. 900 yıllık Lunds Katedrali, geçmişte Lund İskandinavya’nın dini merkeziyken önemli bir rol üstlenmiş.

Krallar ve bilginler yan yana uyuyor

Sigtuna, Stokholm’dan yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta. Ülkenin en eski kasabası. Malaren Gölü üzerinde yer alan bu ufak yerleşim eskiden ülkenin başkentiymiş. Küçük sokaklarında yürümek, tarihi otelinde bir içki içmek keyifli. Göl kenarında yürürken geçmişe yolculuk yapın.

Uppsala bir üniversite kenti. Başkent Stokholm’dan 75 kilometre uzaklıkta. 130 bin kişilik nüfusunun yüzde 30’u öğrenci. Vikingler zamanından beri önemli bir dini ve kültürel merkez. İskandinavya’nın en büyük katedraline sahip. 13. yüzyıldan kalma katedralde, ilk İsveç krallarıyla birlikte, hayvan ve bitkileri Latince isimlerle sınıflandıran Carl Linnaeus gömülü. Yapının kuleleri 118 metre yüksekliğinde. 1477’de kurulan üniversitenin kütüphanesi Carolina Rediviva (www.ub.uu.se) dünyaca meşhur. Beş milyon kitaplık koleksiyonunda, 1500 yıllık İncil, Türkiye’den giden Boğaziçi gravürleri, Şahnameler bulunuyor. Şehrin tepesindeki 17. yüzyıldan kalma kırmızı Uppsala Kalesi’nden hoş bir manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.

KARLSKRONA

33 ada üzerine kurulu


İsveç’teki tek barok şehir. 1680’de, 33 adanın üzerine inşa edilmiş. Adını bir kraldan almış, "Charles’ın Tacı" anlamını taşıyor. Başkent olması planlanmış ve o günden bu yana şehir planı değiştirilmemiş. UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası Listesi’ndeki Donanma Üssü ilginç bir yer. İsveç’in Da Vinci’si olarak anılan Christopher Polhem yapmış. Üsse giriş ücretsiz, üstüne eski halat yapımı tekniklerini öğreniyorsunuz. Kentte Fredrik, Kutsal Üçlü (Trefaldighetskyrkan), Amiral kiliseleri ve Belediye Binası dikkat çekiyor. Denizcilik Müzesi (www.marinmuseum.se) gayet güzel, kafesi de öğle yemeği için ideal.

GOTLAND ADASI

Ortaçağ şehri Visby’nin tarihi ve doğası özenle korunmuş


Baltık Denizi’nin en büyük adası, anakaraya 90 kilometre mesafede. Her sene bir milyon turist çekiyor. 60 bin nüfuslu ada kumsalları kadar görkemli Ortaçağ şehri Visby ile de ünlü. İsmi sunak ya da çiftlik anlamına gelen kent, geçmişte Kuzey Avrupa’da ticareti kontrol altında tutan Hansa Birliği’nin 30 önemli şehrinden biriymiş. UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası Listesi’nde yer alıyor. Dünyanın en iyi korunmuş Ortaçağ surlarından bazılarına sahip. Surların uzunluğu 3,4 kilometreye ulaşıyor. Üzerinde 40 kule var. Botanik Bahçesi, güllerle süslenmiş sokaklar, 11. yüzyıldan beri kullanılan bahçeli evler, 17 kiliseden geriye kalan tek ibadet yeri olan Meryem Ana Katedrali ve Eski Pazar Meydanı, Visby sokaklarındaki sürprizlerden bazıları. Cam işçiliğinin nadide örneklerinin sergilendiği atölyeler, hediyelik eşya satan küçük dükkanlar görülmesi gereken yerler arasında. Visby’de Fornsalen ve Bunge Açık Hava müzelerini de ziyaret edebilirsiniz. Feribot bilgilerine internetten ulaşabilirsiniz: (www.destinationgotland.se)

LAPPLAND

Çobanları helikopterli


Lappland yerlileri Samiler gayet modern bir hayat yaşıyor, kar motosikletleri ve helikopterleriyle Ren geyiklerine çobanlık yapıyorlar! Stockholm’dan 20 saatlik tren (www.connex.info) yolculuğunda ülkenin doğal güzelliklerini görüyorsunuz. 23 bin kişinin yaşadığı Kiruna, demir üretimiyle ünlü. 540 metre derinlikteki demir madeni bile turistik tur rotasına konmuş. Yakınlardaki Riksgansen dünyanın en kuzeyindeki kayak merkezi. Kungleden’de dağ yürüyüşü yapabilir, Abisko Milli Parkı’nı keşfedebilirsiniz. Yürüyüş rotasını çizerken www.stfturist.se adresinden, bölge hakkında bilgi toplarken www.lappland.se sitesinden yararlanabilirsiniz./HÜRRİYET/

Yorum (0)

YANIKDERE VADİSİ İSTANBUL'DAN ALTERNATİF YEŞİLE KAÇIŞ,


Yanıkdere Vadisi, İstanbul yakınlarındaki en popüler yeşile kaçış alternatifleri arasında. Sapanca Gölü’ne dökülen Yanıkdere boyunca uzanan vadi, özelikle basık ve kapalı dokusu, eşsiz güzellikteki doğası, şaşırtıcı bitki çeşitliliğiyle etkileyici güzelliğe sahip.


Yanıkdere Vadisi’nde hem dere yatağında hem de onun üst kısmındaki yamaç patikasında yürüyüş yapılabiliyor. Bu nedenle maceralı ve hafif zorlu rotaları tercih eden yürüyüşçüler tarafından tercih ediliyor. Bahar ve yaz aylarında, birçok gezi firması bölgeye tur düzenliyor. Turlar, yürüyüş tecrübesi olan kişilere öneriliyor. Yanıkdere’de ilkbahar başlarındaki yağışlarla birlikte su seviyesi yükselir, bu dönemde macera üst seviyededir. Bölgede macerayı seven üniversiteli gruplara daha sık rastlanır. Parkurda yapılan yürüyüşlerde genelde gidiş dere yatağından dönüş ise üst yamaçtaki patikadan yapılır. 2,5 saat civarı dere yatağından yüründükten sonra küçük bir şelaleye ulaşılır. Orada öğle yemeği için ateş yakılır ızgarada sucuklar pişirilip afiyetle yenildikten sonra şelalenin biraz ilerisine kadar devam edilip yamaç patikasına ulaşılır. Tekrar başlangıç noktasına doğru yürünür. Dönüş yürüyüşü de yaklaşık iki saat sürer.

STRESİNİZİ DEREDE BIRAKACAKSINIZ

Hem dere yatağı içinde hem de patikadan yürürken ortam basık ve kapalıdır. Zaman zaman ağaçlar gökyüzünün sadece küçük aralıklardan gözükmesine izin verir. Yürüyüş boyunca size coşkun akan derenin dinlendirici sesiyle eşsiz görünümler eşlik eder. Doğanın güzelliğini cüretkár şekilde sergilediği yerlerden birisidir Yanıkdere. Çeşit çeşit ağaçlar, yabani bitkiler ile kendinizi bazen bir cangılda hissedebilirsiniz. Patikada yürürken yabani ıspanaklar, çeşit çeşit mantarlar, dallarda böğürtlenler görebilirsiniz. Yanıkdere’nin bakirliğinin ve doğallığının sonucu olarak insan burada tam anlamıyla doğada olduğu hissedebilir. Dinlenir ve huzur bulur. Hayatın zorlukları, sorunları ile değil doğa ile mücadele etmenin tarifsiz hazzını yaşar. Yanıkdere, daha birkaç saat önce içinde bulunduğunuz, çok yakınınızdaki şehrin stresi, hengamesi ve tüm yoruculuğun ardından size doğal bir terapi sunar. Döndüğünüzde hissettiğiniz yorgunluk hayat boyu yaşadığınız en tatlı yorgunluklardan biri olur, doğada olmanın, doğada yorulmanın tadı tüm yorgunluğunuzu unutturur.

KAYGAN TAŞLARA DİKKAT EDİN

Yanıkdere tecrübe gerektiren, yorucu bir parkurdur. Ciddi sağlık problemi olan, yeterli kondisyona sahip olmayan kişiler için uygun değildir. Parkurun en kolay olduğu zamanlar suların alçaldığı temmuz ve ağustos ayları. Onun dışındaki zamanlarda parkurun zorluğu göz önüne alınmalı. Her daim kondisyon gerektiren bir parkur olması nedeniyle aşırı kilolu kişiler için de zorlayıcı olabilir.

Ne zaman gidilirse gidilsin bir ilk yardım çantası bulundurulmalı, özellikle dere yürüyüşünde azami derecede dikkatli olunmalıdır. Zira bu tarz yürüyüşlerde zaman zaman düşerek başını taşa vurma, bilek burkulması gibi kazalar yaşanıyor. Dere yürüyüşü esnasında ıslak taşlardan ziyade kurularına ve suyun dışında kalan bölümlerine basmak gerekir. Çünkü ıslak taşların kaygan olma ihtimali yüksektir. Bileğe ve diz altına kadar olan su yüksekliklerinde dere tabanına basarak yürünebilir ancak suyun daha yüksek olduğu dönemlerde yapılan yürüyüşlerde yüksek su seviyesi dengenizi ayarlamanızı zorlaştıracağı için taşlardan sekerek ya da dengenize dikkat ederek yürümeniz gerekir. Yanıkdere’ye parkuru iyi bilen, tecrübeli bir rehber eşliğinde gitmenizde yarar var. Bu tarz kapalı ve basık vadilerde beklenmedik durumlarla karşılaşma ihtimaline karşı, yanınızda tecrübeli ve parkura hakim birinin bulunması çok önemlidir.

Yanıkdere’de günübirlik yürüyüş yapabileceğiniz gibi, isterseniz konaklayabilirsiniz. Dere parkurunun başlagıcında, sol tarafta bulunan düzlük kamp için en ideal yer. Burası hem dereye yakın hem de düz ve korunaklı. Ayrıca akşamüstü çayıra uzanıp Sapanca Gölü manzarasını keyifle seyredebilirsiniz. Yanıkdere’ye gittiğinizde dönüşte Sapanca Gölü kıyısına inip göl manzarasına karşı sıcak bir şeyler içebilir ya da bölgedeki restoranlarda yürüyüş arkadaşlarınızla alabalık ziyafeti yapabilirsiniz.

NASIL GİDİLİR?

Yanıkdere, İstanbul a yaklaşık 150 kilometre uzaklıkta. İstanbul yönünden gitmek için TEM Otoyolu’ndan Ankara istikametinde devam edip Sapanca sapağından çıkmanız, Arifiye tabelalarını takip etmeniz gerekiyor. Arifiye merkezine ulaştığınızda dereyi çevredekilere sorabilirsiniz. Parkur başlangıcındaki alan piknik ve park alanı olarak kullanılıyor. Son yıllarda parkur başlangıcındaki inşaat faaliyetleri yüzünden bu bölümün doğallığı kayboldu. Dereye geniş bir toprak yoldan yürünerek ulaşılıyor. Yanıkdere’ye kendi imkánlarınızla gidebileceğiniz gibi İstanbul’da doğa turu organizasyonları yapan acentaların turlarına da katılabilirsiniz. Bahar ve yaz aylarında bu bölgeye birçok günübirlik tur düzenleniyor./hürriyet/

Yorum (0)

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->